Modernizm, Postmodernizm ve Sanat

20. yüzyıl, kuşku yok ki sanat tarihinin en sancılı, karmaşık, çatışmacı ve aynı zamanda yeniliklerle dolu süreci. Bu dönem yıkıcı olduğu kadar yaratıcılığa da sahne olmuş ve aynı zamanda devrimin süreğenlik kazandığı bir zaman dilimi. Varoluşunu akıl üzerine inşa eden, bu anlamda tanrı iradesi yerine insan aklını koyarak her şeyin kontrol edilebilir/kurgulanabilir görerek yaşam üzerinde egemenlik kuran modernizmden, bundan türemekle birlikte bunu red eden ancak ondan beslenmeyi de ihmal etmeyen  postmodernizme dek yaşanan sanatsal gelişmeleri çalışma alanı olarak seçen Mehmet Yılmaz, bu karmaşık o derece de önemli zaman dilimini  ‘Modernizmden Postmodernizme Sanat’ adlı kitabında geniş kapsamlı bir bakış açısıyla irdelemektedir.

 

Kitap, tarihsel bir bakış yerine bölüm başlıklarında vurgulanan kavram ve temalar üzerine inşa edilmiş; ve bu dönem karakterinin kavramlar  üzerinden okunduğu bir çalışma. Ancak baştan sona okunduğunda 20. yüzyıl sanatı hakkında geniş kapsamlı, derli toplu bir bilgilenme olanağı sunması açısından da bu dönemin tarihsel bir dökümünü veriyor. Yüzyılın başındaki ve ikinci yarısındaki tüm önemli akım ve hareketlere, (Dışavurumculuk hariç) sanatçılara, yapıtlara ve olaylara yer vermekle birlikte bunların birbirleriyle etkileşimlerini, birbirine karşıt konumlarını ve ideolojilerini  gerek felsefi gerek sosyolojik uzantılarıyla birlikte tartışan; çoğu artık başyapıt olarak kabul edilen eserleri ayrıntılarıyla çözümleyen bir kitap.

 

Kuşatıcı bir bakış

 

Bu tür el altında bulundurulması gereken kaynakların sınırlılığı dikkate alındığında önemli bir bu boşluğu dolduracağı muhakkak. Bilimsel araştırma yöntemlerinin önemsendiği, olabildiğince birinci elden kaynakların kullanıldığı, hacimli yönüyle dikkat çeken bu kitap, Orta boy, birinci hamur, parlak kuşe kağıda renkli ve siyah-beyaz görselleri içeren,  ve baskı kalitesiyle dikkati çeker nitelikte. 20 başlıktan oluşan kitabın başlıkları içeriğine dair bilgiyi verecek açıklıkta. Bunlar: Modern Görüntüleme Araçları ve Sanat; Picasso: Sürekli Verimlilik ve Başkalaşım; Nesnenin Ötesi; Makine Estetiği; Bunalım, Dada ve Duchamp; Gerçek ve Düş: Gerçeküstü; Amerikan Sanatının Yükselişi ve Soyut Dışavurumculuk; Tüketim Kültürünün Yüzü; Azın Yeterliliği; Kavram Olarak Sanat; Sanatlaşan Yeryüzü; Harekette Bereket Vardır; Bedenin Gösterisi; Fotoğraf Sinema Video; Postmodernizm:Yeni Maniyerizm?; Şimdi Reklamlar; İktidarın Yeni Ortağı: Küratör; Kentler ve Bienaller; Güncel Sanat ya da Sonsöz;   bunlardan da anlaşılacağı üzere kitap, 20. yüzyılın belirginleşen sanatsal problemleri hakkında.  Özellikle de yüzyılın ikinci yarısında, Türkiye’de de 1980’li yıllardan sonra kabul gören malzeme kökenli yeni sanat biçimleri, sanatçıları  ve yapıtları hakkında  önemli bir kaynak. Yılmaz, geniş bir sanatçı listesi ile ansiklopedik bir nesnellik ve tarafsızlık sunmak yerine yapıtlar üzerinden dönemi ve anlayışları okumayı tercih ettiği sanatçı ve yapıtlara odaklanmakta. Ama bu, birtakım akım ve anlayışları atladığı anlamına gelmesin. Tersine bugün zaten genişlemiş olan plastik sanatlar alanıyla beraber, yeri geldikçe müzik, sinema, mimarlık alanlarına da yönelik bir kuşatıcı bakış dikkat çekmektedir. Yılmaz bunları   tartışıp, onlara  açıklık getirirken  bir taraftan temel metinlere gönderme yapmakta diğer taraftan metin içinde diyalogu andıran sorularla  kuşkucu bir açık uçluluk ile okuyucuyu bunlar üzerinde düşünmeye davet etmektedir. Böylece sanat tarihinin tartışmaya açık yönünü de okuyucuya hatırlatmaktadır. Bu aralanan kapıdan okuyucuya, bir doğru yerine farklı yorumlarda temellenen birden çok doğrunun olabileceğini göstermekte, okuyucuya hazır paketlenmiş veriler yerine, soru işaretleriyle dolu geniş bir perspektif sunmaktadır. Nihayetinde 20. yüzyılı yaşanmış ve bitmiş bir tarihsel dönem olmakla birlikte devingen, dönüşen hatta uzantılarını bugünün sanatında baskın bir şekilde görebileceğimiz radikal değişimlerin yaşandığı  bir zaman dilimi olarak sunmaktadır.

 

 

Picasso, Duchamp ve Beuys

 

Greenberg’e göre kökenlerini Kant’ın özeleştiri düşüncesinde bulan modernist sanat, nesnel doğa görünümlerinden aşama aşama onun yokluğuna varan bir ‘saflaşma’ süreci idi. Her alanın kendisine ait olmayandan arındığı ve arınabildiği oranda da kendisi olabileceği mantığı, figüratiften soyuta giden yol olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern resimde bunu Maleviç’in sıfır biçimiyle varabileceği son noktaya varmış olduğunu görmekteyiz. Bu nokta aynı zamanda modern sanatın da sonudur. Ancak sanatın kendi sorunlarına ilişkin eleştirel yaklaşımı devam etmektedir; ve yüzyılın ikinci yarısına zemin oluşturan kırılma  Dada, Fütürizm ve Bireşimsel Kübizm ile meydana gelir. Yazara göre  bu akımların sanat dışı nesneleri sanata dahil etmesi  ve heterojenliğini postmodern maya olarak nitelemek gerek ( s: 345). Kuşku yok ki bu dönemin en önemli isimleri Picasso ve Duchamp idi. Estetiği ve nesneyi dışlayarak düşünceyi önemseyen Duchamp ready-made ile başka amaçlar için üretilmiş bir  nesnenin sanat olabileceğini ileri sürerek söz konusu sorgulamayı sanatın yapısına yöneltti. Nitekim kavramsalcı eğilimlerin çıkışı da bu kökene dayanır. Bu nedenle Yılmaz, Duchamp’ın iyi anlaşılması gerektiği noktasından hareketle ona ayrıcalıklı bir yer vermiş. Yine buna benzer bir rolü de Picasso’ya verdiği gözden kaçmamakta. Bu yalnızca ona özel bir bölüm ayrılmasından değil, yeri geldikçe ona gönderme yapılması, sözlerinin açıklayıcı yönünden yararlanılması, onun kullandığı yöntemlerden esinlenen her sanatçılarda sık sık  anımsatılması bu ilginin göstergeleri. Bu elbette Picasso’nun yarattığı yörüngenin genişliğini ve çok yönlü kişiliğini göstermektedir. Nitekim yazar kitabın bir yerinde  “Bugün, fotoğraflardan bayağı nesnelere kadar çevremizdeki her şeyi sanata çevirebileceğimiz düşüncesine ulaşmışsak bu öncellikle Picasso ve Duchamp’ın mirasıdır” diyerek bu ilgisini pekiştirmektedir. (s:192).  Yine bu bütünlük içinde ayrıcalıklı bir yer kaplayan diğer favori sanatçı Beuys olarak dikkat çekmektedir. Gerek ilginç yaşam öyküsü, gerekse buna temellenen yapıtları ve sanatı açıklayıcı değil biçim verici-değiştirici- olarak gören düşünceleri onu yüzyılın ikinci yarısının en önemli sanatçılarından biri yapmıştı.  O  ‘genişletilmiş sanat’ kavramıyla kendi hayatımıza sahip çıkmayı, örgütlenmeyi; haksızlıklara karşı mücadele etmeyi; dolayısıyla da özgürlük sınırlarımızı genişletebileceğimizi öneriyordu.  “Duchamp’ın her nesnenin sanat olabileceğinin ardından, Beuys’da bu kez her insanın bir sanatçı olduğunu iddia etmiş, böylece alanı iyice genişletmiştir” (s:282).

 

Mehmet Yılmaz sanatçı yazarlardan. Sanatsal sorunları tartışırken metin aralarına yeri geldikçe sıkıştırılan özyaşamöyküsel deneyimlerinden, 80’li yıllarda Türkiye’deki eğitim ortamını ve  çağdaş sanatla olan ilişkisini de karşılaştırmalı olarak öğreniyoruz. Daha doğrusu bu eğitim sistemimizin çağdaş sanatın ne kadar uzağında olduğunu.... Bununla birlikte kitabın önemli yönlerinden birisi, batı sanat anlayışları ve akımları tartışılırken Türk sanatçılardan bir kısmının da bu bölümlerde anılması olarak görülebilir. Kuşkusuz böyle bir durumda objektif bir seçimde bulunmak her zaman için çok zor. Ama yazarın kitapta yapıtlarına yer verdiği  ve incelediği sanatçılardan bir kısmı şöyle: Kuzgun Acar, Turan Erol, Bedri Baykam, Mehmet Aksoy, Sarkis, Handan Börütüçene, Osman Dinç, Aydan Mürtezaoğlu, Halük Akakçe, Cebrail Ötgün ve Turan Aksoy.

 

İktidar, Küratör ve Sanat

 

Günümüz sanatının özgürlük sınırlarının her zamankinden daha fazla hegemonik güç ilişkilerinin kıskacında olduğu, manipüle edilebildiği dolayısıyla bağımlı hale geldiği öteden beri tartışılan bir durum. Son yıllarda ülkemizde de sanat gündemini meşgul eden etkinlikler ve onların sorumluları olan küratörler/küratörlük  tartışılmıştı. Yazar kitapta bu tartışmayı da boyutlandırarak, küratörü “iktidarın yeni ortağı” olarak nitelemekte; öteden beri varolan sanat-iktidar ilişkisinin günümüzdeki biçimine de açıklık getirmektedir. Böylece sanatın kendi iç dinamikleri ve sanatsal sorunları kadar ilgimizi onun dışındaki faktörlerden birine de  yöneltmektedir. Bu anlamda  burjuva sınıfı ile sanat arasında Rönesans’tan bu yana kopmaksızın süreğen bir hal alan ilişkinin boyutlarına sık sık gönderme yapılmakta; sanat ile burjuva sınıfı arasındaki ilişkiyi çeşitli yönleriyle irdelemekte ve onun sanat üzerindeki hegemonyasının belirleyiciliğini vurgulamaktadır. Bugünkü önemli sanat etkinliklerinin arkasındaki güçlerin kimler olduğunu ise  ironik bir şekilde “katalogların sponsor sayfalarına bakın, sanatı kimin sevdiğini göreceksiniz” (s: 436) ifadesiyle açıklık getirmektedir:  “Bugün en muhalif  sanatçılar bile, burjuva üretim-tüketim ilişkilerinin egemen olduğu bir ortamda yaşamakta; tuvalinden yağlıboyasına, kamerasından bilgisayarına kadar, onun yarattığı araçlarla çalışmakta, işlerini onun finanse ettiği mekanlarda sergilemektedir” (s:436). Böylesine kronikleşmiş bağlılığa dönüşen bu ilişkinin karşılıksız bir ilişki olmadığını, küresel burjuvaziye göbekten bağlı, manipülasyona açık bir sanat gerçeğine dikkatimizi çekmektedir.  Sanata destek veren büyük burjuvazinin sanatsal politikalarının yanı sıra siyasal politikalarının da onaylanamayacak şaibeleri barındırdığı gerçeğini de ortaya koyarak bu sınıfı aynı zamanda barbarlığı küreselleştiren sınıf olarak tespit etmektedir. Böylece kitap, yalnızca sanatı ve sorunlarını değil, sıradan sanatseverin çok da ilgilenmediği, ama sanatın kendi gerçekliğiyle alakalı son derece önemli ilişki ağını da okuyucuyla paylaşmaktadır

 

Yeri geldikçe sanat öğrencilerinin kafalarında henüz açıklığa kavuşturamadığı plastik sanatların temel sorunlarıyla ilgili  konulara ve kavramlara (modelden/zihinden  çalışma, kopya, özgünlük, biriciklik, buluş, teknik mükemmellik, saflık/kurgusallık, gerçek/gerçeklik, modern/çağdaş/postmodern vb..) açıklık getirmesi ve bunları tartışması kitabın Güzel Sanatlar öğrencileri ve çağdaş kültür konularına meraklı okurlar için önemli bir kaynak olacağını göstermektedir.

 

Kitap, son derece duru ve kolay anlaşılır bir Türkçe’yle okuyucuyu sıkmadan 20. yüzyıl sanatının hareketliliği  içinde bir serüvenden ötekine keyifli bir okumayla baş başa bırakıyor. Okur, kitapta bazen birinci elden kaynaklardan aktarılan hazır bilgilerin içinde, bazen birbirine karşıt düşüncelerin/tartışmaların içinde bazen de kendi kendisiyle baş başa bırakılarak olaylar hakkında düşünmeye davet ediliyor. Bu yönüyle öğretici ve tartışmaya yönelttiği kadar da zihin açıcı bir kitap.

 

---------------------

*Doç., Anadolu Üniversitesi, GSF.

Modernizmden Postmodernizme Sanat / Mehmet Yılmaz / Ütopya Yayınevi / 448 s.

Cey Güzel sanatlar Dergisi, Eylül, 2006 Sayfa:34-35